Malakanlar ve Terekemeler

Malakanlar ve Terekemeler

malakanlar

Kafkas coğrafyasının iki önemli halkı, yörede kullanılan isimleriyle Malakanlar ve Terekemeler değişik tarihlerde Kars’ın Boğatepe köyünü mesken edinmiş

SELAMİ KALAY

“Bir sarmaşık olsaydım
sıkıca tutunsaydım bir yere
sökülüp atılmasaydım
kökümü salsaydım derinlere…”

Başrollerini Tarık Akan ve Şerif Sezer’in paylaştığı ‘Deli Deli Olma’ filminde, bu topraklarda kalan son ‘Molokan’ın piyano ile söylediği şarkı, göç etmek zorunda bırakılan tüm halkların ortak duygularını dile getiriyordu. Son yüz eli yılda, Kafkasya bölgesinde yoğun olarak yaşanmış göçlerin maddi ve kültürel izlerini bazı yörelerde yoğun olarak bulmak mümkün. Türkiye’yi, ünlü gravyer ve kaşar peyniri ile tanıştıran Kars’ın Boğatepe köyü de bunlardan birisi.

Kars’ın kırk kilometre kuzeyinde, Artvin yolu üzerindeki Boğatepe köyünün eski ismi olan Zavot, Rusça’da fabrika anlamına geliyormuş. Kafkas coğrafyasının iki önemli halkı, yörede kullanılan isimleriyle Malakanlar ve Terekemeler (Karapapak) değişik tarihlerde bu köyü mesken edinmişler. Malakanlar, Beyaz Rus asıllı, tarım kökenli, dini, etnik bir topluluk. 1600’lerden beri kilise ile ters düşüyorlar. Tanrı ile kul arasında kimsenin olmaması gerektiğine inanıyorlar. Doğrudan ibadet yapıyorlar. İki yüz günlük süt orucunu ve Çar’ın dini iktidar sahibi olmasını reddediyorlar. İleri tarım teknikleri ve araçları üretip bütün ihtiyaçlarını kendileri karşılıyorlar. Bu nedenle süt içenler anlamında molo-kan olarak tanımlanıp bir çok baskı ve sürgün yaşıyorlar Rusya’da.

KARAPAPAK TEREKEME

Ünlü yazar Tolstoy, bu toplulukla somut bir dayanışma içinde oluyor. Malakanlar, 1878 Osmanlı- Rus savaşından sonra da Kars, Ardahan, Iğdır ve Erzurum yörelerine yerleştiriliyorlar. Yerleştikleri bölgelerde tarım ve hayvancılıkta öncü olup, bilgi ve tekniklerini paylaşarak yöre halkı ile iyi ilişkiler kuruyorlar. Kardeşlik, yardımseverlik, mala mülke tapmamak, çalışmak, barıştan yana olmak, askere gitmemek zaten inanışları gereği olduğu için fazla sorun çıkmıyor. Peynircilik, değirmencilik, bahçe ziraatı, arıcılık, hayvancılık ve tarımda, yöreye büyük katkılarda bulunuyorlar. Patates, ayçiçeği ve lahanayı ilk olarak üretiyorlar.

Bugün bile çok kullanılan çay semaverini getiriyorlar. Bölgedeki Rus işgali, 1917 Bolşevik Devrimi’ne kadar sürüyor. Rus ordusu geri çekiliyor ve 1918’de yapılan Brest-Litovsk anlaşması ile Kars, Artvin, Batum Osmanlı’ya geri veriliyor. Bu sırada Kars merkez olmak üzere ‘Cenubi Garbi Kafkas Demokratik Cumhuriyeti’ kuruluyor ve Bolşevizm’den etkilenen Malakanlar da katılıyor bu yeni oluşuma. 1922’de, Anadolu’daki diğer Ortodokslar askere alınmazken, inançlarına ters düşmesine rağmen askere alınmak istenince Rusya’ya göç ediyorlar yeniden. Geride kalan az sayıdaki topluluk da 1962′ de Türkiye’den ayrılıp Amerika, Kanada, Avustralya gibi ülkelere göçüyorlar.
Keşke Malakanlar bu bölgeden gitmeseydi‘ diyor, Büyük boğa köyünden Kazım Ömür: “Burada bir renkti onlar, müthiş üretkenler, o dönem sanayiyi buraya getiren insanlar. Sanayi dediğin de değirmendir, at biçerleridir, at tırmığıdır. Yani makine ekipmanına kadar varsa adamların meziyeti yani. Onların üzerine biz devam ettirmişiz.
Köyümüzün eski adı Zavot. Tarım ve hayvancılıkla uğraşıyoruz. 2200 rakımdayız. Kaşar, gravyer, çeçil, beyaz peynir üretiyoruz. Özelliğimiz hiç kimyasal gübre kullanmayışımız. Beş yıldır organik sertifika yaptırıyoruz.

Şu anda peynir müzesi olarak kullandığımız binayı 1880 yılında, İsviçreli bir işadamı yaptırmış. Kafkasya’yı dolaşırken bakıyor burada mükemmel bir süt potansiyeli var, buraya bu peynir üretim merkezini yaptırıyor. Üst katta gravyer peyniri üretiliyor, alt kat depo olarak kullanılıyor. Kazım Karabekir Kars’ı kurtardığında Malakanlar, Ermeniler terk etmeye başlamışlar bölgeyi. Bizimkiler de 1920’de, kimi atın heybesine çocuğunu koymuş, kimi de taşınabilir mal varlığını hayvanını, koyununu, atını getirmiş. Geliyorlar bu bölgeye, öncü birlikler beş tane atlı gelip dolaşıyorlar, bakıyorlar ki burayı da Malakanlar terk etmiş gitmişler. Hazır bina var, ev var, hayvan barınakları var, geliyorlar 1920’de bu köye yerleşiyorlar. Bizimkiler dediğim, benim babam yedi yaşında gelmiş Gürcistan Tiflis’ten, Borçalı bölgesinden. Biz Karapapak Terkemeyiz. Terekeme, kökleri oğuz Türklerine dayanan, Kafkasya bölgesinde yaşamış, iki yüz yıl öncesi göçer koyunculuk yapan insanlar, yani Türküz.

Başlarına kuzu derisinden kara kalpak giydikleri için kara papak deniyor. 1936’da rahmetli İsmet Paşa (İnönü) köyü ziyaret ediyor. Göle’ye gidiyormuş. Bizimkiler on tane kurban kesiyorlar, paşaya öğlen yemeği ikram ediyorlar şu karşıdaki evde. O zaman servis, tabak, çatal, kaşık açılınca paşa şok oluyor tabii. Bu kültürü biz Tiflis’ten getirmişiz. Sonra mandıraları dolaştırıyorlar. Köyün kooperatifi de var 1922’den beri, köylüler süt verip peynir alıyorlar karşılığında. İşte paşa soruyor toprağınız ne durumda diye. Ekiyoruz biçiyoruz ama mülkiyeti bize ait değil, Erzurumlu bir vatandaşa ait diyorlar. Paşa not alıyor, sonradan çıkarılan bir yasa ile ilk toprak komisyonu burada kuruluyor ve nüfus başına 15 dönüm toprak tahsis ediliyor. Böyle başlıyor bizim bu bölgedeki barınmamız.”

PEYNİR MÜZESİ

Boğatepe köyü Çevre ve Yaşam Derneği Başkalığı’nı Zümran Ömür ile birlikte yürüten İlhan Koçulu’dan, köyün tarihi ve ekolojik tarım çalışmaları hakkında bilgiler alıyorum. Koçulu şunları anlatıyor: “1918 Kafkas göçmeniyiz. Köyümüz Kafkasya’da yaklaşık kırk köyün kanaat önderinin toplandığı bir köy. Orada üniversite bitirmiş 16-17 kişi var gelenlerin içinde. Türkiye’de ilk defa, dört tane şirket kooperatif kurulmuş 1922’de, resmidir bunlar. Hayvancılığı da çok iyi biliyorlar. Yerli ırkla İsviçre’nin Montofon ırkını çaprazlamış ve Zavot ırkını elde etmişler. O ırk Yozgat’tan bu tarafa, cumhuriyet tarımının gelişmesine çok önemli katkıda bulunmuş. 1860’da Kafkasya’nın Borçalı bölgesinde, Koçulu köyünde, İsviçrelilerle birlikte peynir üretim sürecini başlatmışız.

Hala peynir üreticiliği yapmaktayız. 2000 yılında köyde yaşanan talihsiz bir olay sonrasında köye döndüm. O tarihte bir trafik kazasında köyümüzden 23 kişi birden hayatını kaybetti. Bir tanesi de ağabeyimdi. Ağabeyimin rahmetli olmasıyla bizim ailede gravyer peynir üretimi durdu. Böylece üretimin başına geçmiş oldum. Köyde kurduğumuz dernek aracılığıyla, soysal yaşamda kadını da var etmeyi amaçlayarak botanik ve etnobotanik çalışmalarına başladık. Küreselleşmenin ekonomik yanının, gıdalara hakim olma politikalarının, tohum üzerinden sürdüğünü fark ederek yerel tohumlarımızı koruma altına aldık. Bilim insanlarıyla birlikte yaptığımız çalışmalar sonucu bizim kullandığımız antik buğday ve sekiz tane yerel hububat, bakliyat ile 25 tane bostan tohumunu çoğaltmaya başladık.

Şu anda yaklaşık on köyde 400 kişiyle birlikte çalışıyoruz. Organik tarım başlattık. Altmış bin dönüme yakın araziyi sertifikalı hale getirdik. Dünyada ‘Ekomüzeler’ diye bir akım var. Bu ekomüzeler, düşüşe geçmiş bölgelerde yerel inisiyatiflerce kurulur, yaşayan müzelerdir. Yerelden öğrenir, öğrendiğini öğretir ve o konuyu yaşatan müzelerdir. Yaşamın içinde dönüştürür ve geliştirirler. Dünyada 5700 tane örneği var. Köydeki ekomüzeyi de bu amaçla oluşturduk. Köyümüzden ayrı olarak bir tane de, Kars’ta peynir müzesi olsun istiyorum.

One Comment

  • by Ayşe Kilfoy, post on | Reply

    Bir hanım üyenizi tesadüfen Facebook’ta gördüm ve araştırınca sitenizi buldum . Yaptıklarınızı içten kutluyorum.
    Dr. Ayşe Kilfoy
    Diş hekimi, Amerika

Leave a Reply

Your email address will not be published.